ABD Parasal Genişlemesi

ABD ekonomisi 2008 yılında ciddi bir sorun yaşıyordu. Lehman Brothers gibi önemli bir finansal kuruluş batmış, ona benzer bir çok finansal kuruluş da çeşitli müdahaleler ile batmaktan son anda kurtarılmıştı. Ülkenin önündeki en önemli sosyal tehdit, işsizlikti. Başkan Obama, işsizliği azaltmak için ABD ihracatını iki katına çıkartmayı ve böylece GSMH’yi yaklaşık %3 oranında arttırmayı hedefledi. Böylece yeni iş olanakları sağlanacaktı.

Bilindiği üzere ABD ve Çin arasındaki ticari ilişki oldukça yüksek hacimlidir ve bu ticaret sürekli olarak Çin lehine sonuçlanır; Çin cari fazla verir, ABD ise cari açık. Obama’nın ihracatı iki katına çıkartma planı, ancak Çin’in işbirliği ile sağlanabilirdi ve Çin’den tüketimi arttırması istendi. Çin revalüasyon ile destek verse de, etkisi ABD’nin istediği seviyelerin çok uzağındaydı.

Bunun üzerine ABD finansal silahını çekti ve niceliksel gevşeme (QE – Quantitative Easing) adı verilen planı yürürlüğe koydu. QE en basit anlatımla “para basmak” olarak tarif edilebilir. FED olmayan bir parayı var etmek için bir grup bankadan hazine bonosu satın alır. Bu piyasa yapıcılarının; devlet fonları, diğer ülkelerin merkez bankaları, emeklilik fonları, kurumsal yatırımcılar ve servet sahibi olan bireyler olarak sınıflandırılabilecek geniş müşteri ağları aracılığıyla bu parayı sisteme sokarlar. Böylece para arzı artmış olur.

Şekil – 1 Parasal Genişleme Akışı

niceliksel-genisleme

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

FED ile piyasa yapıcı olarak adlandırılan kuruluş arasındaki tahvil alım satımı açık piyasa işlemlerinin temelidir ve bu işlemler kısa vadeli faiz oranlarını kontrol altında tutmayı amaçlamaktadır. Bu nedenle FED teoride, en kısa vadeli hazine bonolarını satın alarak ya da satarak bu işlemleri gerçekleştirmelidir. Ancak bu enstrümanların faiz oranları sıfır olduğundan FED, bunlar yerine beş, yedi veya on yıllık orta vadeli hazine bonoları alıp satmaktadır. Bu bonolar konut finansman kredilerinde kullanıldığından, konut alıcıları için çok uygun faiz oranlarında finansman sağlanmış oldu.

Teoride bu şekilde olacağı varsayılmasına rağmen; küreselleşmiş olan dünyada döviz kurları, faiz oranlarının etkisini hızlı bir şekilde bertaraf edebilir. Oysa QE ile ABD sadece kendi ekonomisini değil, aynı zamanda Çin ekonomisini de rahatlamayı hedefledi. FED’in, QE ile piyasaya sürdüğü her USD ABD’ye dış ticaret fazlasına (aslında dış ticaret açığında azalmaya) ve ABD’den daha yüksek karlar elde etmek üzere Çin’e sıcak para girişine neden oldu. FED para bastıkça, kuru dengede tutmak isteyen Çin de para basmak durumda kaldı.

Ancak ABD ve Çin arasında önemli bir fark vardı; ABD durağan ve enflasyon oranı çok düşük olan bir ekonomi iken, Çin hızlı büyüyen bir ekonomi idi ve enflasyona karşı daha savunmasızdı. Nitekim 2010 ve 2011 yıllarında revalüasyonu gerekli seviyelerde yapmamakta direnen Çin’de enflasyon hızla %5’in üzerine çıktı. ABD bu durumda da istediğini alıyordu çünkü enflasyon Çin ihracatının maliyetini yükseltiyor böylece ABD’ni rekabet gücü artıyordu. Haziran 2010 ile Ocak 2011 arasında Çin revelüasyonu %4, enflasyon ise %5 idi; sonuç olarak Çin’in maliyeti yaklaşık %9 oranında artmıştı. Kısaca Yuan’da revalüasyonu reddeden ya da gerekli seviyelerde yapmayan Çin, bu sefer de enflasyon nedeniyle maliyet artışına sebep oluyordu.

Aslında hem revalüasyonun hem de enflasyonun ülke içindeki maliyet artışı açısından bozucu etkileri olduğu ortadadır ancak revalüasyon kontrol edilebilir iken enflasyon kontrol dışı bir şekilde ilerleyebilir.  Örneğin bir satıcı rakiplerinin enflasyon nedeniyle fiyat arttıracağını düşünerek fiyatını arttırabilir ve böylece davranışlar üzerindeki etkisi ile enflasyon kendi kendisini beslemeye başlayabilir. Bu durumun da en çok gelirlerini arttırma hakkına sahip olamayan (gelirler sermayedarlar ya da devlet tarafından arttırılır) halkı etkileyeceği açıktır.

ABD’nin enflasyonu sadece kendi ülkesinde ve Çin’de değil, gelişmekte olan ülkelerde (GOÜ) de kendini gösterdi. Çünkü artan para arzı ile emtia değerlerinde önemli artışa sebep oldu. Çünkü petrol, buğday, kahve, şeker, mısır gibi emtialar yerel piyasalarda değil dünya piyasalarında fiyatlandırılmaktadır. Bu piyasalardaki üreticiler, FED’in para basmasına tepki olarak fiyatları yükseldikçe, dünya ölçeğinde fiyat artışlarının ortaya çıkması kaçınılmaz oldu.

QE Öncesinde ve Sonrasında Brent Petrol Fiyatları
QE Öncesinde ve Sonrasında Brent Petrol Fiyatları

FED’in QE politikası ile ülkeler sadece ekonomik açıdan etkilenmedi. Özellikle GOÜ’lerde siyasi etkileri de oldu. Çünkü yaşanan bu enflasyon, gelirlerini aynı oranda arttıramayan bireylerin yaşam standartını da ciddi şekilde düşürdü. Arap Baharı dediğimiz süreç bence siyasi olduğu kadar, bu ekonomik gelişmelere de bağlı olarak olarak gelişen bir tepkidir. Örneğin; Mısır ekmek için sübvansiyonlar uygulasa da bu durum zaten turizm gelirlerinin düşmesi sonucu etkilenen bütçesinin daha da kötüleşmesine sebep oldu.

ABD; bütün dünyayı dolar ile doldurup neden olduğu enflasyon ile, dünyanın, özellikle GOÜ’lerin fakirleşmesine neden olurken; dış ticaret fazlası veren iki büyük ülke Çin ve Almanya beklenen revalüasyonları bir türlü yapmıyordu.

iki (Almanya ile birlikte üç) taraf da dünya ekonomisine olumsuz etkiler yapmaya devam ederlerken, Mart 2011’de Japonya’da Sendai depremi meydana geldi. Binlerce insan hayatlarını kaybederken, bir çok altyapı da zarar gördü. Hemen sonrasında Sendai yakınlarında bir nükleer tesisin reaktörlerindeki yakıt çubuklarının erimesi sonucunda etrafa yayılan radyoaktif duman bulutları ile bir nükleer felaket başgösterdi. Yatırımcılar depremden etkilenen bu bölgelerin yeniden inşaası için ülke dışında -çoğunlukla ABD’de- bulunan dövizlerin yene dönüştürülerek ülke içine sokulacağını düşündüler ve Yen başta USD olmak üzere bütün para birimleri karşısında değer kazandı. (USDJPY = 10 Mart 2011 : 82,92 ; 16 Mart 2011 : 79,11)

ABD açısından Yen’in dolara göre değer kazanması, hedeflere uygundu. Japonya ise bunun gerekli olduğunu düşünse de sonradan ABD’nin haklı çıktığı görüldü ve sonra Japonya bu politikasından vazgeçti. USDJPY şu anda USD lehine yükselmiştir ve 15.08.2014 tarihi itibariyle 102,36’dır.

USDJPY Grafiği
USDJPY Grafiği

Zamanla QE ile kazananın ABD, katılanların ise Çin, Almanya ve Japonya olduğu bir kur rekabeti günümüzde de sürmektedir. Her ne kadar ABD günümüzde QE’yi sonlandırıp, 2015 yılında faizleri arttıracağını iddia etse de  sonuçları ancak yaşayarak göreceğimiz bir durumun içindeyiz.

Economist, Insurer, Risk Management Advisor, Entrepreneur

Leave a reply:

Your email address will not be published.

Site Footer

Sliding Sidebar