Piyasanın Çöküşü

Piyasa kelimesi duyulduğunda herkesin zihninde oluşan algı gitgide değişmekle birlikte temelde aynıdır. Tarih öncesi çağlarda pazar yeri olarak kabul edilebilecek piyasa, günümüzde modernleşmekte ve dijitalleşmektedir. Buna rağmen tanım aynı kalmıştır; alıcı ile satıcının bir mal veya hizmetin el değiştirmesi için buluştukları ortam. Günümüzde bu ortam belirsiz bir yer ya da dijital bir adres olabililmektedir. Ancak yukarıda da belirtildiği gibi; temel işlev aynıdır.

Buna rağmen; piyasa -elle tutulur bir metanın el değiştirmesi ya da sanal bir değerin transferi yoluyla olsun- alışverişin çok ötesinde bir fonksiyona sahiptir. Bu fonksiyon basit olarak bilgi transferi olarak ifade edilebilir. Fiyat, değişken ama ana veridir. Bir tacir ürün ya da hizmetle ilgili bir fiyat belirlediği zaman, diğer piyasa katılımcılarını da etkilemektedir. (Diğer tacirler de baz fiyata göre, kendi fiyatlarını arttırabilirler ya da maliyeti düşürmek adına çalışanlarını işten çıkarabilirler ya da başka bir pazara taşınabilirler)

Bu nedenle piyasalarda bilgi büyük önem arz etmektedir. Bir kapitalist yeni bir girişime başlamadan önce “hangi fiyatlama üzerinden fizibilite yapmalıdır?” sorusunun yanıtını bulmadan, doğru bir planlama yapmakta ve kar elde etmekte oldukça zorlanacaktır. Aslında çoğu zaman bu bilgi ne yatırımcı ne de girişimci tarafından tam olarak bilinemez. Ancak geçmişteki bilgilerin analizi; karlı alanlar ya da başarısızlıkların incelenmesi yatırımcıya yol göstermektedir. Satışlar veya yatırımlar hakkındaki geçmiş bilgiler genellikle yatırımcı için önemli bir cephane olmaktadır. Mal ve hizmet takası belki piyasanın en önemli aktivitesidir ancak fiyat en önemli fonksiyondur. 

Bir Ortadoğu ülkesinde pazara giden herkes, fiyatın en önemli değişken olduğunu bilen bütün satıcıların en ucuz halının kendilerinde olduğu yönünde bağırdıklarını görmüştür. Bu dinamik günümüzde dijitalleşen ve bilgisayarlar üzerinden yapılan işlemlerde de geçerliliğini korumaktadır. Bilgisayarlar, nanosaniyeler içinde satıcıların bağırdığı gibi iyi fiyat alarmı vermektedir.

Ancak piyasa; alıcı ve satıcıların yanında, spekülatörlerin ve aracıların da evidir. Bugün küresel piyasalar, merkez bankalarına karşı dirençsizdir. Planlama merkez bankalarını kötü gösteren bir çalışmadır çünkü çoğu zaman merkez bankalarını bir deney tüpü gibi kullanmaktadır.

Merkez bankaları paranın değerini kontrol eder ve bu nedenle her türlü piyasaya direkt ya da indirekt etkide bulunurlar. Verilmiş olan bu büyük güç ile, merkez bankaları ağırbaşlı, önleyici ve uyumlu olmak yerine, saldırgan ve düşüncesiz bir tutum sergilerler. Tepeden aşağıya doğru yapılan merkezi planlama, kaynak dağılımı ve endüstriyel çıktılar üzerinde etkili olmasını amaçlamaktadır. Ancak gerçekte tam tersi olmakta, trajik olarak her iki konuda da merkez bankaları başarısız olmaktadır. Hatta Sovyetler Birliği ve Komünist Çin gibi Dünya’nın en geniş topraklara ve nüfusa sahip iki ülkesi merkezi planlama konusunda ortak hareket etmelerine rağmen başarısız olmuşlardır. Günümüzde en büyük merkezi planlamacı olarak kabul edilen FED de aynı başarısızlık ile karşı karşıyadır. Bu başarısızlıkların maliyeti ise daima toplumun sırtına yüklenmektedir. 

Merkezi planlamanın ani hareketleri çoğu zaman bir sorunun çözümü gerektiğinde ortaya çıkmaktadır. 1917 Rusya’sında bu sorun; feodal toplum ve çarlık rejimi iken, 1949 Çin’inde ise yerel krizler ve emperyalist düşünce karşıtlığı idi. Günümüzde ise deflasyon ve düşük büyüme hızları temel problemdir. Sorunlar gerçek olarak kabul edilse de, çözümler genellikle aldatıcı, kibirli ve yanlış ideolojilerin ürünüdür.

20.yüzyılda Çin ve Rusya Marksist ideolojinin ve silahların kibrine kapılmışlardı. Günümüzde ise bunlar yerlerini Keynezyen politikalar ve akademik derecelerin büyüsüne bırakmıştır. Halbuki ne Keynezyen ne de Marksist ideoloji bireylere doğrudan müdahale hakkı ya da bir etki alanı vermemektedir. Tersine bireyler; manipülasyon ve merkez bankaları tarafından kontrol edilmektedir. 

Piyasa katılımcıları, FED toplantılarında çıkacak kararlar ve bunlar için yapılan spekülasyonlar ile çalkantılar yaşamaktadır. Son dönemlerde piyasa, adeta sadece bir sonraki FED duyurusu için yapılan trade işlemleri için buluşma yeri olmuştur. 2008’den bu yana ise piyasa; değer yaratılan bir yer olmaktan çıkıp, değer yükseltme yeri haline gelmiştir. Bu nedenle günümüzde, piyasanın ana fonksiyonunu yerine getirebilme özelliğinden bahsetmek oldukça güçtür. Hep sözü edilen Girişimci ve üreticilerin görünmez ellerinin yerini, akademisyenlerin ve irat sahiplerinin elleri almıştır. 

Bu eleştiri yeni değildir, serbest piyasa ifadesi kadar eskidir. Adam Smith, 1759 yılında yayınladığı felsefik çalışması Ahlaki Duygula Kuramı’nda (The Theory of Moral Sentiments), gösterişli bileşenlerle hiçbir planlayıcının sisteme Yön veremeyeceğini, tekil varlıkların planlayıcıların etki alanlarının arkasında olduğunu belirtmiştir. Bu çalışma Matruşka Teorisi olarak da ifade edilebilir ancak matruşkalarda bir son vardır, buna karşın modern ekonomiler sonsuz sayıda varyasyona sahip, birbirini etkileyen yapılardır. 

Friedrich Hayek, 1945 tarihli, “Bilginin Toplum Içinde Kullanılması” adlı klasik eserinde Smith ile aynı fikri savunmuş ancak vurguyu değiştirmiştir. Smith bireylere odaklanırken, Hayek bilgiyi ön plana çıkarmıştır. Bu durum bilgisayar çağının ve dengeyi baz alan ekonomik modellerin yansımasıdır. Hayek ekonominin kompleksliğini savunmuş ve hiçbir bireyin, komite ya da bilgisayar programının emir vermeden önce yeterli bilgiye sahip olamayacağını söylemiştir. 

Charles Goodhart kolay anlaşılan eseri Goodhart Kanunu’nda “bir finansal gösterge politikanın hedefi haline geldiğinde, ilgili politikanın fonksiyonu duracaktır” ifadesinin altını çizmektedir. Bir başka ifade ile Goodhart’ın endişesi piyasa müdahalesi ya da manipülasyon ile sınırlı kalmamış, merkez bankalarının yukarıdan aşağıya diktelerini de kapsamıştır. 

Adam Smith, Friedrich Hayek ve Charles Goodhart; merkezi planlamanın sakıncalı, yetersiz ve uygulamasının imkansız olduğu ortak sonucuna varmıştır. Bu sonuç daha yakın bir kuram olan rekabetçi “Sayısallık Teorisi” ile paraleldir. Bu teori; veri, sayısal adımlar ve işlem gücü kriterleri ile sayısal sorunları zorluklarına göre sınıflandırmaktadır. Bu teori ilgili sınıflandırmayı yaparken sayısal hesaplamayı yüksek hacim, işlemlerin sonsuz ve dünyadaki hesaplama gücünün yetersiz olması sebepleriyle imkansız görmektedir. Smith, Hayek ve Goodhart’a göre; insan davranışlarının ekonomik alandaki çeşitliliği ve uyum sağlama yeteneği; hesaplama karmaşıklığının herhangi bir insanın ya da bilgisayarın kapasitesi aştığını gösteren mükemmel bir durumdur. Bu; ekonomik sistemlerin optimizasyonu sağlayamayacağı, optimizasyonun ancak ekonomik karmaşıklığın anlık olarak yönetilecek sağlanabileceği anlamına gelmektedir. Günümüzde ise merkez bankaları, özellikle FED; Lenin, Stalin ve Mao’nun düşüncelerini fiziksel güç uygulamasa da gelir eşitsizliği, sosyal huzursuzluk ve devlet gücünün yaptırımları ile takip etmektedir. 

Smith ve Hayek, ekonomik karmaşıklık problemini ortaya koyarken, Goodhart daha da ileri giderek şu soruyu sormuştur. “Eğer merkez bankaları tarafından politika uygulamak için kullanılan veri, öncül politika manipülasyonu ile sonuçlanırsa ne olur?”

Leave a reply:

Your email address will not be published.

Site Footer

Sliding Sidebar